Hayatınızda hiç melek gördünüz mü?
26/10/2006
Mutlaka görmüşünüzdür.
Hiç olmadı, düşlerinize uğramışlardır martılarla birlikte.
Daha da olmadı bir çocuğun yüzünde, masumiyetinde görmüşünüzdür melekleri. Zaten çocuklar da birer melek değiller midir aslında?
Narin, kırılgan, dünyamıza iyilik ve mutluluk getiren kanatları olmayan ve uçamayan melekler.
Geçen gün o meleklerden biriyle karşılaştım soğuk bir hastahane koridorunda.
12 yaşındaydı, adı Elif. Güzeldi. Melekleri kıskandıracak kadar güzeldi. Simsiyah saçları ve zeytin gözleriyle gülümsüyordu. Konuştuk, biraz karnı şiş gibi geldi bana. Ama gözleri o kadar huzurlu ve umutlu bakıyordu ki herhangi bir hastalık konduramadım üstüne. Sonra annesi geldi. Gözleri ağlamaktan şişmiş, yüzünde sahte bir gülümseme oturdu daha doğrusu yığıldı kaldı yanımdaki sandalyeye. Elif uzaktaydı birazcık. 'Hasta' dedi annesi usulca; belli ki benden haberdar bile değildi aslında kendi kendine konuşuyor, Tanrı'ya isyan etmemek için, içini boşaltıyordu. 'Karaçiğeri de kalbi de iflas etmiş, umut yok diyor doktorlar. Yeşil kartın da süresi bitti, testlerini de yaptırıp şu karnında ki suyu aldırtıp rahat ettiremiyorum yavrumu'. Bir kez olsun bakmadı bana, bir şey de istemedi. Yılgın, umutsuz, acı doluydu. Anne olmadığım halde yaşadıklarını az buçuk tahmin etmeye çalıştım sol tarafım fena sızladı.
Niye geldiğimi unutup çıktım hastahaneden. Elif'in ağrılarını dindirmek için 1-2 telefon, 1-2 gerçek dost yetti ama Elif'in test sonuçları çok kötüydü. Anne olma hayalleri kuran bir hanım Elif'e bir Barbie bebek verdi. Elif 'artık ölsemde gam yemem her istediğim oluyor' dedi. Bizim yaş aktı kalbimizden. Küçük melek gülümsedi 'hayat ne güzel' dedi isyan sözcüklerini yuttuk derinden. Zordu dayanmak, kim demiş kolay diye başkasının acısını gözlemlemek? Kan aktı içimize, kalbimiz sıkıştı, gözyaşlarımız dondu gözlerimizde. Ağlarken gülümsemenin nasıl olduğunu sorsalar cevap veremezdim, şimdi iyi biliyorum.
Şimdi, şu gün itibariyle Elif ve onun gibiler kalplerinde umut, gözlerinde ışık, doktor amcalarının yanında beklemekteler. Melek olmak için eksik olan kanatlarını ve Tanrı'nın yanına uçmayı. Onlar için vakit maalesef artık çok geç. Organ bulunsa bile o kadar uzun bir sıra var ki, o organın birinin Elif'e vaktinde ulaşabilmesi neredeyse imkansız. Hoş ulaşsa da artık yapacak çok fazla şey kalmamış.
Ülkemizde hala 'Organ Bağışı' konusunda imtina eden insanlar var. Olayın dini, tıbbi, ahlaki tüm yönleri bir yana; en önemlisi sanırım insani yönü. Ölürken bile birilerine can olabilmek. Birilerine nefes aldırabilmek. Birilerinin umudunu, hayalini gerçekleştirebilmek. Çoğunun yaşarken yapamadığını, ölürken yapabilmenin inanılmaz güzelliği.
Her ölüm, bir gidiş, bir veda, birleri için en acısından bir hasret anlamına gelir. Vuslatı olmayan, asla da olmayacak bir hasret. Her gidiş bir bitiştir çoğu için. Ama her bitiş bir başlangıç olabilir birileri için. Elifler, Ayşeler, Fatmalar için belki de en büyük umuttur Aliler, Hüseyinler ve tüm yitirilenler.
Hayata eksik ve hasta başlayan tüm küçük melekler için, sizin acınız, kaybınız, yeni bir varoluş umudu olacaktır. Hayat da bunun için değerlidir belki de zaten; kayıplardan varoluşlar yaratır, küllerinden yeniden doğan anka kuşu gibi.
'Geç kalınmış' kabilinde her cümlenin bir annenin yüreğine nasıl battığını, 'organ olsaydı yaşardı' cümlesinin bir babanın gözlerini nasıl kararttığını sosyal hayatımda ki uğraşılarım nedeniyle yakınen bilenlerdenim. Duaların, umutların, belki şu an yerini bile bilmediğiniz bir organınız için nasıl göğe yükseldiğini yaşayanlardanım. Kan bağıyla değil, insanlık bağıyla bir çoklarının ellerinden tutmuşluğum, her gelen sabahı onlarla karşılamışlığım var. Ve onlar bunun için dua ederken, acı bir kazayla yada hastalıkla gökyüzünde melek olan insanların, boş inanışlar yüzünden çürümeye mahkum edilen organları var. Bu ne yaman çelişkidir Tanrı'm.
Yaşayabilecek küçücük meleklerin, kanatlanıp uçması belki de Tanrı'nın bir sınavıdır kullarına. Bir sabır, bir fedakarlık, bir sevgi sınavıdır. Hala insanlıktan umudunu kesmemiş Yaradan'ın belki de son çırpınışlarıdır insanoğlunu kurtarmak için. Onun adına konuşup 'günah' diye fetva verenlere, yenilenen bir can'ın yüzünde ki gülümseme tokat gibi bir cevaptır belki de kimbilir. Paylaşmanın, karşılıksız vermenin, koşulsuz, çıkarsız sevmenin vücut bulmuş bir halidir o bakışlarda ki teşekkür belki de. Belki de karıncaya can veren, hikmetinden sorgu sual edilmeyen Rab'bim böyle sınamaktadır biz kullarını. İçimizde ki vefayı, sevgiyi, yaşama saygıyı, aşkı, fedakarlığı, inancı ve sabrı böyle ölçüyordur.
Ne bir din ulemasıyım, ne bir ilim adamı ne de bir ahlak profösörüyüm. Sadece insan olarak soğuk ve gri bir hastahane odasında nasıl çaresizlikler yaşanabildiğini bilen biriyim. Ve o çaresizliğin biraz daha bilinçlenmekle yok olup gideceğine yürekten inanan bir insanoğluyum. Hala bir umudum var insanlığa dair. Hala mucizelere inanıyorum çoğunun aksine. Hala olanaksız kelimesinin varolduğunu reddediyorum sözlüklerde. Biliyorum ki, çaresizlikler bir gün bu güzel ülkemde son bulacak. Hiç bir organ toprağın altına gömülmeyecek ve huzura kavuşan her ruh, hala soluk alan her canlıya bir umut vermeye devam edecek.
Seçimlerinizin hep hayat üstüne olmasını, umutlarınızın hiç tükenmemesini dilerim.

