Atış Poligonu

İçimden Geçenler En "NET" Nasıl Can Bulur


No one knows what it's like
Kimse bilmez nasıl olduğunu
To be the bad man
Kötü adam olmanın
To be the sad man
Üzgün adam olmanın
Behind blue eyes
Mavi gözlerin ardında
And no one knows what it's like
Ve hiç kimse bilmez nasıl olduğunu
To be hated
Nefret edilmenin
To be fated to telling only lies
Sadece yalan söyleme mukadder olmanın
But my dreams they aren't as empty
As my conscious seems to be
Fakat rüyalarım bilincimin
göründüğü gibi boş değiller
I have hours, only lonely
Saatlerim var, sadece yalnız
My love is vengeance
Benim aşkım bir intikam
That's never free
Asla özgür olmayan
No one knows what it's like
Kimse bilmez nasıl olduğunu
To feel these feelings
Bu duyguları hissetmenin
Like i do, and i blame you!
Benim hissettiğim gibi, ve sizi suçluyorum!
No one bites back as hard
Kimse o kadar sert ısırmaz
On their anger
Öfkeli olduklarında
None of my pain and woe
Ne acım ve kederim
Can show through
Kendini göstermez
No one knows what its like
Kimse bilmez ne olduğunu
To be mistreated, to be defeated
Kötü davranılmanın ,bozguna uğratılmış olmanın
Behind blue eyes
Mavi gözlerin ardında
No one know how to say
Kimse bilmez nasıl söyleneceğini
That they're sorry and don't worry
Üzgün olduklarını ve üzülmemen gerektiğini
I'm not telling lies
Yalan söylemiyorum
No one knows what its like
Kimse bilmez ne olduğunu
To be the bad man, to be the sad man
Kötü adam olmanın, üzgün adam olmanın
Behind blue eyes
Mavi gözlerin ardında

Ne kadar hüzünlü, ne kadar sarı ve ne kadar bir ayrılık mevsimidir hazan, yani sonbahar. Sadece bir parkta oturup, kuruyarak kopan yeşilden sarıya dönmüş yaprakları izlemek bile başlıbaşına hüzünlüdür. Erken kararan gökyüzü, birden boşanan yağmurlar insanın içini sanki hep ağlama hissiyle doldurur.

 

Bana çok hüzünlü gelir hazan mevsimi. Belki de gencecik bir kızken yaşadığım ilk aşk hüznü, ilk ayrılık, ilk acılar hep bu mevsime denk geldiğindendir. Eğer bir psikolog olsam yada istediğimi yapabilecek bir peri kızı eylül-ekim aylarını takvimden çıkartmak isterdim.

İlk terkedildiğimde aylardan Eylül'dü. Hayatta en sevdiğim insanlardan birini kaybettiğimde aylardan Eylül'dü. Gençkızlığa ilk adımımı attığımda aylardan Eylül'dü. İlk sevdiğim şarkının adı da 'Eylül'de Gel'di. Ama o bile hüzün kokardı.

 

Sonbahar hüzün mevsimidir ve ben aslında hüznü severim ve hayatta yaşadığım herşeyi raslantılara bağlamak istemem ama ne zaman Eylül düşse takvimlere içimi tarifi mümkün olmayan bir belirsizlik, bir acı, bir melankoli kaplar. Aklıma ilk aşkım ve ilk ayrılığım gelir. Geceler boyu nasıl ağladığım her Sezen Aksu şarkısında yeise kapıldığımı hatırlarım. 18 yaşında bile değilken dünyanın sonunda gibi hissetmiştim kendimi. Aylardan Eylül'dü, dışarda bir yağmur vardı ve ben terkedilmiştim. Bundan daha çok ölüme yaklaşabilmek, bundan daha büyük bir acı yaşabilmek, bundan daha fazla ağlayabilmek mümkün müydü? Sol yanım nasıl da ağırıyordu. Yok yok kesin ölmeliydim, yaşamanın ne anlamı vardı ki? Ama ölmedim. Hatta daha da enterasanı 3 gün sonra ağlamayı da unuttum sevgilimi de.

 

Sonra gene lanet olası bir Eylül günü dayımı kaybettim. Hayatımda en sevdiğim insanlardan birini ve onla beraber tüm çocukluğumu da. O zaman da ölmek istedim ama gene ölemedim.

Sonra gene bir Eylül günü ağaçlar yapraklarını dökerken, ben de dedemi ebediyete uğurladım artık ölmeyeceğimi bilerek.

 

Eylül'ün benle bir alıp veremediği olduğu kesin. Okulların açılması, terketmeler, hüzünlü vedaların ayı. Sadece ben miyim Eylül'e düşman yoksa herkes de mi bir acı anısı var bilemiyorum. Bildiğim, ben her Eylül yaklaştığında umarsız ve nedensiz bir paranoyaya, bir melankoliye kapılırım ve Alpay'ı dinlerim. Eylül'de belki bir gün biri gelir diye.