Aşkların organiği olur mu?
18/9/2007Jane Austen’ın hayatından bir kesiti anlatan ''Aşkın Kitabı / Becoming Jane''i izledim geçen hafta.
Austen hayranıysanız izleyin.
Ya da sırf eski aşkların nasıl yaşandığını görmek için...
Kibar, duygusal, muhafazakâr, tutkulu, hepsinden ötesi de sabırlı aşklar bunlar.
Aylarca flört ediyorlar; kırlarda yürüyüşe çıkıyorlar, dans ediyorlar... Birbirlerine dokunmanın bahanesi herhalde... En güzel sohbetleri de bu sırada ediyorlar.
Birbirlerinin hayalini kuruyorlar.
Sevişmiyorlar; en fazla öpüşüyorlar.
Kavuşamıyorlar.
İkinci baharlarında karşılaşıyorlar ve aslında hâlâ birbirlerini seviyorlar.
Austen’ın hayatta yaşayıp yaşayacağı en büyük aşk oluyor bu. Gençlik yıllarında Lefroy’la ilk öpüştüğünde soruyor: ''Becerebildim mi? Bunu bir kez olsun becerebilmeyi çok istiyordum.''
Zaten arkası da pek gelmiyor.
Ve ayrılığın ardından hayatı süresince Austen İngiliz edebiyatına altı büyük aşk romanı kazandırıyor. Tarihin önemli aşk yazarları arasında yerini alıyor.
Aşkın kırıntısını tecrübe ederek hem de.
İnsan merak ediyor... Acaba tecrübe edemeyince hayal gücü daha mı kuvvetli oluyor?
Belki şimdi ne olmuyorsa çok yaşamaktan olmuyor. Her şey kolumuzun uzantısında.
İlişki arsızı oldu insan.
Tek günlük, iki gecelik, hadi bilemedin birkaç haftalık ilişkiler...
Adamlar seviştikleri kadınların listesini tutuyor. Liste uzadıkça kendilerine olan güvenleri katlanıyor, narsizm, egoizm alıp başını gidiyor.
Kadınlar tek gecelik ilişkileriyle, bağlanmamalarıyla gurur duyuyor, bunu bir nevi feminist hareket gibi görüyor. İçlerindeki erkeği uyandırdıklarını sanıyorlar.
Modern insan aşkı bir engel gibi görüyor.
Oysa yaşayanlar bilir... Aşıksan geriye kalan her şey anlamsızdır. İş, güç, para, sorunlar...
Hayata aşk gibi bağlamaz hiçbir şey seni. Bulmuşsundur işte hayatının anlamını.
''Niye varız?'', ''Yarın niye olmayacağız?'' soruları umurunda değildir artık.
Aşıksındır ve ondan ötesi yoktur. Gel gör ki böyle aşklara yer yok artık.
Hayat son sürat.
Parmaklarımız arasından kayıp gidiyor, ucundan yakalarsak şanslıyız.
Gel de Austen’a özenme!
Belki yakında aşkın da organiği çıkar. İnsan her şeyi mahvetti, şimdi iş işten geçtiğinde tamir etmeye çalışıyor.
Arsızlığıyla her mevsim hormon pompalı karpuz, domates yedi. Şimdi hormonsuz gıda peşinde. Anladı ki doğalı gibi lezzetlisi olmuyor.
Havayı gazları pompalayarak tersine çevirdi, şimdi soğutma peşinde.
Ne içindi bu yıkımlar?
Daha zengin olmak...
Ben ne yapayım böyle zenginliği? Herkes bunun farkında, bilincinde ama kimse değiştiremiyor.
Fakirler hâlâ ''hayalleriyle'' şehirlere akın ederken, zenginler ''tükettikleri hayalleriyle'' köylere taşınıyor. Aşkı yaşayamayan, âşık olacak birini bulamayanlar küçük, gündelik flörtlerle en azından aşkın kokusunu almaya çalışıyorlar.
Ve en acısı da, aşkı tatmadan şu dünyadan gelip geçen insanların sayısı artıyor.
''Niye yaşadın ki?'' diye sormazlar mı adama...
0 yorum yazılmıştır