Atış Poligonu

İçimden Geçenler En "NET" Nasıl Can Bulur

Sobelenmişim :)

2/9/2007

Canım arkadaşım Aslı sobelemiş beni ve sormuş : Seni en çok etkileyen fotoğraf ne diye... Bu soruyu görünce gezindim şöyle bi geçmiş klasörleri bu fotoğrafı buldum. Seviyorum ben bu fotoğrafı yaf :)

 

 

ve sıra geldi benim sobelediklerime :)

 

El kadar Kız

Evahappy

Sevgi Güncesi

Aspo

 

Önüm Arkam Sağım solum Sobe....

 

 

görmezdim önümü görmezdim , okudum yıllarca hep okudum
okumaktan boynumu büktüm yoruldum
bilmezdim adımı bilmezdim aradım tüm
her şehirde aradım
koştum dere tepe aştım dolaştım

kimin uğruna , ne uğruna

herkes köşesini kapmış iyi ama ben nası büyük adam olucam
bir tek seni bana çok gördü dünya
iyiler bu savaşı kaybetmiş peki ben nası büyük adam olucam
kötü olmak seni geri getirir mi acaba

sevmezdim okulu sevmezdim , okudum yıllarca hep okudum
okumaktan boynumu büktüm yoruldum
bilmezdim oyunu bilmezdim denedim her şekilde denedim
denemekle olmadı zaten yenildim

kimin uğruna , ne uğruna

herkes köşesini kapmış iyi ama ben nası büyük adam olucam
bir tek seni bana çok gördü dünya
iyiler bu savaşı kaybetmiş peki ben nası büyük adam olucam
kötü olmak seni geri getirir mi acaba

ben nası büyük adam olucam

Sana kırgın olmak isterdim zaman zaman

sana kırgın olmayı hakedecek kadar hukukum olmasını yani üstünde...
ve 'UNUTTUĞUMU ZANNETME' diyemeyeceğin mesafelerde olmak isterdim sana...

yani, beni 'UNUTMA' ihtimalinin bile olamayacağı mesafelerde...

bilirim seversin beni,
'BİLİRİM' sadece, çünkü öyle söylersin.

ama soluyamam, ama dokunamam, ama yaşayamam, bilirim seversin beni...
odandaki lambanın açma anahtarına sıkıştırdığın bir kartpostal gibi...
ben, güze bakan ağaçlar gibi meyvelerimi dökmeye başlamışsam dibime,
ve bende 'senin gibi' sevmeye başlamışsam artık
ve bende sana demeye başlamışsam 'BEN DE UNUTMAM SENİ! '
bir MEVSİM tükenmiş demektir, tarlalar ekilmeden dikilmeden sulanmadan ve gübrelenmeden...
halbu ki KISIR MEVSİMLERE GEBEDİR TÜKETİLMİŞ HER MEVSİM...

yıllar kenarda bekler; geceye doğru giden trenleri gözleyen çocuklar gibi
yollar dürmededir artık kendini..
ve hatıralar süpürülmektedir hafızalardan 'ARTIK' paylaşılmayanlara yer açılsın diye...

bilirim tabii ki unutmadığını...
unutmayışımdan bilirim...

bilirim seversin HâLâ beni, çünkü sevmekteyimdir bende HâLâ..

HâLâ...HâLâ'dır işte aradığımız...

sana kırgın olmak isterdim aslında zaman zaman..

yani üstünde, sana kırgın olmayı hakedecek kadar hukukum olmasını

ve; 'UNUTTUĞUMU ZANNETME' diyemeyeceğin mesafelerde olmak isterdim sana

 

YANİ;
BENİ UNUTMA İHTİMALİNİN BİLE OLMAYACAĞI MESAFELERDE...

 

Resimi sitesinde bulduğum blogcu arkadaşım Çekirgeye teşekkürlerimle..

İç'im-e

1/8/2007

Verdiğin; aldığın ışıktır...
Kârın ise; aydınlık kalmak!..
.....
Temiz bir ayna da aydınlık kalabilir ışıkta durduğu müddetçe, kara bir keçe de...
Biri aydınlıkta kalır, diğeri kendine bakanları da aydın kılar!
Sen, kendin karar vereceksin; “ne” olduğuna...
*
Senden yansıyan; aldığın ışıktır!..
Güneşin kim?..
Işığı kesilmiş kütleler halinde dolaşıyor insanların çoğu; karanlıktaki uydular gibi!..
Almazsan veremezsin, bitanem... Aydınlanmadan aydınlatamaz, dolmadan taşamazsın!..
Bu demek değil ki; gülümseyen ayın yüzünde yok çiçek bozukları, sivilceler!.. Var elbette. Ama, ne bu pürüzler ayın parlamasına manidir; ne de ona bakanlar, yansıyan güzelliğinin arasından, bunları görmeye çaba harcar!..
*
İnsan; sadece insandır, ama insan; insan’dır!..
Güç ve acziyet... En güzel’lik ve en çirkin’lik...
İnsan “zirve ve çukur” demek; koca bir kıta gibi, dağı denizleriyle!..
Ve insan; bir kabre doldurulmuş üç kürek toprak demek!..
İşte, bunları bilince güler insan, gülümser; kaderine... Gelen belli iken, ve gönderen!..
Diyebilmek zor aslında böyle, biliyorum...
Zaten bunun için değil mi inlemeler; şikâyet olmasa da!..
*
Yani, “insanız” karagülüm; gülün dikeni bile sızlatır bizi, ve ağlatabilir gül yüzü gülün!..
Ama insan olduğumuz için de biliriz ki;
Tebessüm; borcumdur sana... Alacağındır, bendeki!
*
Yine, bir sarmaşık gibi dolandığında boynuma veya kucakladığım zaman; döndürmek isterim seni başın dönünceye, ve saçların bulutları dağıtıncaya kadar...
Yapamam;
İnsan olduğum için!.
*
Almadan veremezsin, demiştim değil mi bitanem... Ve, aydınlanmadan aydınlatamaz, dolmadan taşamazsın!..
Senden yansıyan; aldığın ışıktır, değil mi bitanem?..
Güneşin kim?..
Karanlıkta kalmış uydular gibi, ışığı kesilmiş kütleler halinde dolaşan insanlarla dolu olsa da şu dünya; sen bakma onlara...
Zaten göremezsin, ışıkta durmayanı!..
*
“Unutma, demiş miydim bitanem...
Verdiğin; aldığın ışıktır!..”


Ben, 'koklanmayı' senden öğrendim;
Ve de koklamayı! ..
.....
Ben, koklamayı; senin koklamalarından öğrendim...
§
Ben, seni duymayı; beni dinleyişinden öğrendim...
Ben, seni görmeyi; bana bakışından öğrendim...
Ben, sana dokunmayı; bana dokunuşundan öğrendim...
Ve ben...
Ben, öperken koklamayı;
Öperken beni koklayışından öğrendim...
.....
Ben, öperken koklamayı,
Senden öğrendim! ..
§
Sen, yüreği kıpır kıpır denizlere kokuyordun...
Sen, yeşil yansımış bahar göklerine kokuyordun...
Ve sen;
Yıkanmak üzere olan toprağa kokuyordun aslında.
Sen, 'sana' kokuyordun; bana bulanmış...
Sen, sana kokuyordun, 'bana' karışık! ..
Güzelliğini hiç bilmez olur muyum;
Toz olup ufalanışını, kuruyan terinden arta kalan tuzun! ..
Saçının dibinde yaşayan son damlanın, bulaşıp dudağıma;
Parlamasını yâren bir yıldız gibi...
Bilmez olur muyum tuzunun güzelliğini? ..
§
Ben, yaprak yaprak açılmayı ve yaprak yaprak okşanmayı senden öğrendim...
Ben, koklanmayı...
Ve öperken koklamayı senden öğrendim!
§
Ben, seni duymayı; beni dinleyişinden öğrendim...
Ben, seni görmeyi; bana bakışından öğrendim...
Ben, sana dokunmayı; bana dokunuşundan öğrendim...
Ve ben...
Ben, öperken koklamayı;
Öperken beni koklayışından öğrendim.
.....
Ben, öperken koklamayı,
Senden öğrendim! ..